Türkiye’de startup dünyası genellikle genç kurucular, teknoloji, hız, ölçeklenme ve unicorn ihtimali üzerinden anlatılıyor. Yakından bakınca görünen şey ise fon azlığını aşan bir problem: girişimcilik, rant mantığıyla işleyen daha geniş bir ekonomik düzenin içinde boğuluyor. Buna son yıllardaki ekonomik kriz de eklenince ortaya gerçek anlamda işleyen bir ekosistemden çok, girişimcisini neredeyse nefessiz bırakan bir alan oluştu.
Girişimcilik, ürünün ve becerinin karşılık bulduğu bir zemine ihtiyaç duyar. Rekabetin işlemesi, yatırımın büyümeyi finanse etmesi ve kurucunun zamanını ürüne, müşteriye, ekibe ayırabilmesi gerekir. Piyasa ilişki, imtiyaz ve kontrol üzerinden işlediğinde bu zemin kayar; iyi ürün tek başına yetmez. Startup dediğimiz yapının dayandığı varsayım da burada aşınır: startup, yalnızca yeni bir şirket biçimi değil, ürün ve inovasyonun gerçekten belirleyici olabildiği bir piyasa düzenini varsayar. Düzen bozulduğunda girişimcilik dili yerinde kalır, ama maddi zemini zayıflar. Bugün Türkiye’de hangimiz, göğsümüzü gere gere, “ürünü daha iyi olan başarılı olur” diyebiliyoruz?

Başarı ölçüsünün değişmesi
Bu bozulma önce başarı ölçüsünde ortaya çıkıyor. Sağlıklı bir piyasada şirketin değeri ürün kalitesi, pazar uyumu ve ölçeklenme kapasitesiyle belirlenir. Rant düzeninde ise kime ulaşabildiğiniz, hangi çevreye yakın olduğunuz ve kontrolü ne kadar erken güç sahiplerine bıraktığınız belirleyici hale gelir. Ürün geri plana düşer, ilişki ağları öne çıkar. Bu noktada girişimci, daha iyi ürün yapmak yerine bozuk oyunun içinde yol bulabildiği ölçüde ayakta kalır. Sermaye eksikliğinin ötesinde, sermayenin hangi mantıkla hareket ettiği de kurucu için aynı ölçüde belirleyicidir.
Yatırımcı ile kurucu arasındaki uyumsuzluk
Bunun gerisinde daha derin bir uyumsuzluk var. Yatırımcının önemli bir kısmı servetini girişimcilik veya ihracat yerine rant ekonomisinin kanalları içinde biriktirmiş oluyor; dolayısıyla startup alanına da aynı zihniyetle bakıyor. Ürünün ve uzun vadeli ölçeklenmenin mantığına uzak durarak, erken kontrol, yüksek güvence ve kurucunun hareket alanını daraltan sert şartlar arıyor. Bu tavır yalnızca kişisel karakterden değil, içinde bulunulan ekonomik düzenin doğal uzantısından kaynaklanıyor. Zaten şirketi büyütmekten çok sabit bir pastayı bölüşmeye alışık olunduğu için müzakereler çoğu zaman kazan-kaybet, hatta kaybet-kaybet ekseninde kuruluyor.
Güvensizlik tek taraflı işlemiyor. Piyasanın zemini rekabet ve şeffaflık yerine imtiyaz ve kısa vadeli çıkar mantığıyla kuruluysa yatırımcı daha fazla kontrol istiyor, kurucu da bu baskı altında şirketini sağlıklı biçimde kurumsallaştıramıyor. Kurumsallaşma olmayınca yatırımcının kuşkusu artıyor; böylece iki taraf birbirini besleyen bir döngü içinde hareket ediyor. Her ikisinin davranışı da aynı bozuk bağlam içinde şekilleniyor.
Krizin baskısı
Ekonomik kriz bu yapıyı daha da sertleştirdi. Yüksek enflasyon, yüksek faiz ve belirsizlik, zaten kırılgan olan startup finansmanını daralttı; sabırlı sermaye geri çekildi, gerçekten girişimci için çalışmak üzere kurulmuş fonlar yeni yatırımcı bulamıyor. Erişilebilir ve işlevli yatırımın daralması bugün ekosistemin en güncel problemi.
Kriz dönemlerinde yatırımın karakteri de değişiyor: finansman daha küçük, daha kısa vadeli ve savunmacı hale geliyor. Uzun vadeli ürün geliştirme ve pazar inşası için gereken sermaye yerini riskten kaçınmaya bırakıyor. Az yatırımla çoğunluk hisse istemek sıradan bir pazarlık olmaktan çıkıp, gelecekteki değeri birlikte üretmek yerine bugünden şirketin üstüne erken yerleşme isteğini gösteriyor. Belirsizlik arttıkça kurucu giderek daha zayıf bir masaya oturuyor.
Kurucunun enerjisinin dağılması
Girişimcilik zaten başlı başına yüksek belirsizlik taşır. Buna güvensizlik, aşırı kontrol talebi, kısa vadeli çıkar baskısı ve kuruyan finansman eklendiğinde kurucu, şirket kurmaktan çok alan savunur hale geliyor: ürün geliştirmek yerine masada ezilmemeye, ekip kurmak yerine kontrol kaybetmemeye, pazara çıkmak yerine ayakta kalmaya çalışıyor. Girişimcilik enerjisi yanlış yere akıyor.
Sorun yatırım masasında bitmiyor. Kimin kazanacağını ürün kalitesinin değil ilişkilerin belirlediği bir piyasada startup gerçek bir rekabet sınavına çıkamıyor; kurucu inovasyon yerine görünmez hiyerarşilerle uğraşıyor. Böyle bir zeminde girişimcilik, düzeni sarsan bir güç olmaktan çok bozuk oyuna uyum sağlama becerisine indirgeniyor.
Dışarıya yönelme ve daralan alan
Para bolken bazı yapısal sorunlar örtülebildi. Bugün yüksek faiz, küresel kriz ve savaş ortamında para çekildiğinde geriye yalnızca kurumsal zemin kalıyor. O zemin de girişimciye bozuk pazarla, sorunlu yatırım ilişkileriyle ve daralan finansmanla aynı anda uğraşmayı dayatıyor.
Nitelikli kurucuların şirketini dışarı taşıması bu yüzden yaygın. Sebep dışarıda kusursuz bir düzen bulunmasından değil; en azından ürün, yatırım ve kontrol ilişkisinin daha öngörülebilir olduğu bir zemine ulaşabilme isteğinden kaynaklanıyor. Çoğu zaman yabancı yatırımcı parasını başka ülkede tutmak istediği için kurucu taşınmak zorunda da kalıyor. Taşınma kararının arkasında yalnızca pazar büyüklüğü değil, kurumsal nefes alma ihtiyacı da var.
Sonuç
Türkiye’nin girişimcilik ekosistemi daha fazla hızlandırıcı programla, yarışmayla ya da vitrin etkinliğiyle gelişecek bir noktayı çoktan aştı. Girişimciliği boğan ekonomik mantık değişmeden bu alanın dili değişse bile sonucu değişmez. Rant düzeni üretken riski sevmez; kriz ekonomisi de bunun üstüne binince biri pazarı bozuyor, öbürü finansmanı kurutuyor. Geriye, ürünle rekabet etmeye çalışan ama hem pazarda hem yatırım masasında sıkışan bir girişimci kalıyor.
Böyle bir zeminde ya startup söylemi büyür, ya da ekosistemin destekleyici gücünden değil ona rağmen ayakta kalabildiklerinden ortaya çıkan başarı hikayeleriyle avunmaya devam ederiz; taşınmış girişimcilerimizin vatanseverlikleri sayesinde Türkiye’de tuttukları operasyonların yarattığı istihdam geliriyle yetiniriz.
Çözüm, 9 başlı ejderhamız rant ekonomisinin tamamen bitirilmesini oy verdiğimiz tüm siyasi partilerden kuvvetle talep etmek, hatta o partilere katılıp veya yeni siyasi dinamikler kurup bunun için çalışanlarla birlikte saf tutmak. Başka çıkışımız yok.
No responses yet