Ölmüş bir yıldızla reklam çekmek bir zamanlar pahalı, nadir ve istisnai bir numaraydı. Arşiv görüntüsü bulunur, mirasçılarla pazarlık yapılır, CGI ekibi aylarca çalışırdı. Şimdi ise, yeni çıkan Seedance Pro 2 gibi video üretim modelleriyle aynı yüzü, sesi ve oyunculuk tutarlılığını sahneden sahneye taşımak mümkün. Senaryo uygulanıyor, yepyeni bir performans üretiliyor. Kısa klip çağından uzun metraja uzanan günümüzdeki bu sıçrama yalnız sinemayı değil, reklamı, siyaseti, haberi ve itibarı da yeniden yazıyor.
Ölmüş bir oyuncuyu yeniden oynatmak ilk bakışta fikri mülkiyet dosyası gibi duruyor. Mirasçılar izin verir mi, arşiv hakkı kimde, lisans bedeli ne? Hukuk hayatta olmayan kişilerin kişilik hakkını görmüyor gibi görünse de, etik soru daha keskin. O kişi hayattayken bunu söyler miydi, bu ürüne yüzünü verir miydi, bu sahnede yer almak ister miydi? Mirasçının imzası kişi özerkliğinin yerine geçmez. Ölmüş bile olsa. Hele ki yapay zeka modeli, kişiye hiç söylemediği cümleleri söyletiyorsa, artık eser kullanımı değil, kimliğin istismarını konuşmaya başlamalıyız. Hatıraya saygı, kamuya doğruluk borcu ve toplumsal güven aynı anda zedeleniyor.
Hayattaki oyuncu için çıta daha da yüksek. Bir insanı kendi istemi ve onayı olmadan başka karelerde, başka bağlamlarda göstermek, yüzünü ve sesini hammaddeye indirgemek demek. Bu yalnızca bir sözleşme eksikliği değil, kişilik hakkına saldırı, veri koruma ihlali ve kimi durumlarda ceza hukuku konusu olmalı. Daha önemlisi de, bu pratik normalleşirse herkesin kamusal görüntüsü potansiyel bir açık kaynak beden olur. Bugün ünlülerin başına gelen yarın sıradan yurttaşın başına gelir. Eski bir röportajdan alınan ses bir günde binlerce sahte reklam yüzüne dönüşebilir.
Bu yüzden tartışma ByteDance ile Disney arasında başlayan bir telif kavgasından ibaret değil. Hollywood’un endişesi de yalnız gelir kaybı olmasa gerek. SAG-AFTRA yıllardır rızasız dijital kopya riskini söylüyor. Performans bir kez kopyalanınca pazarlık gücü de kopyalanıyor. Üstelik izleyicinin gördüğüne inanma refleksi aşınıyor.
Çözüm sihirli bir yasaklama değil, sıkı bir çerçeve kurmak. Yaşayanlar için açık, dar kapsamlı ve geri alınabilir rıza. Ölenler için, kişi hayattayken verilmiş açık izin yoksa yeni söz ve yeni reklam onayı üretmeme prensibi. Reklamlarda izleyiciye net ifşa. Üretim hattında izlenebilirlik: hangi kaynak, hangi işlem, hangi onay mevcut. Hassas alanlarda siyaset, sağlık, finans gibi daha sert bariyerler gerekir. KVKK ve mahkemeler işin veri ve kişilik boyutunu ciddiyetle ele alırken, hukuk şeffaflık ve etiketleme standartlarıyla bu yeni gerçeklik rejiminin sınırlarını çizmek zorunda.
Toplumlar da, post-truth devirde en pahalı bedeli gerçeğe güveni tamamen kaybederek ödeyecek. “Gözüme mi inanayım?” demenin vakti bitti, bitiyor.
No responses yet