Dijital platformlar yerinden edilmiş girişimcilere gerçek kapılar açıyor, ama o kapılardan kimin hangi koşullarla geçeceğine de onlar karar veriyor. Katılımın bedeli olarak dayanıklılık istemek fazla ağır bir bedel.
İnternetin coğrafyanın önemini azaltması bekleniyordu. İstanbul’daki bir yazılım geliştirici, tek bir sınır geçmeden Berlin’deki meslektaşlarıyla çalışabiliyor, Londra’daki müşterilere hizmet verebiliyor ve uluslararası bir teknoloji topluluğuna katkıda bulunabiliyor. Ülkesini terk etmek zorunda kalan biri için bu her şeyi değiştirebilir. Dijital araçlar kariyeri yeniden kurmanın, iş kurmanın ve yerinden edilmenin parçaladığı mesleki kimliği geri kazanmanın bir yolunu sunuyor.
Ama işin bir de öbür yüzü var. Bir girişimci uluslararası bir toplulukta yetenekli bir geliştirici olarak tanınırken, katılıp katılamayacağına karar veren sistemlerin gözünde görünmez kalabilir. İşi sınırları kolayca aşıyor. Kimliği, hukuki statüsü ve temel dijital hizmetlere erişimi ise aşamıyor.

Platformlar yeni giriş kapıları açıyor. Aynı zamanda kimin, hangi koşullarda ve ne kadar güvenceyle katılabileceğine dair yeni çizgiler de çiziyor. Sınırlar hala yerinde duruyor. Çoğu yalnızca pek bakmadığımız bir yere taşındı.
Beceri ile tanınma birbirinden koptuğunda
Dijital girişimcilik genellikle alışılmadık derecede açık bir alan olarak pazarlanır. Fiziksel altyapıya pek ihtiyaç duymazsınız. Ürünler uzaktan geliştirilebilir, ekipler farklı ülkelerde oturabilir, mesleki ilişkiler bir çevrimiçi forumda başlayabilir.
Yerinden edilmiş profesyoneller için bu esneklik çok şey ifade ediyor. Ülkesinden kaçmak zorunda kalan bir yazılım mühendisi tanıdık kurumlarını, ağlarını ve tanınan belgelerini kaybedebilir, ama yılların teknik birikimi onunla birlikte gelir. Portfolyolar, çalışan ürünler ve uluslararası projelere katkılar bu birikimin görünür olacağı bir zemin sağlar. İlke olarak yetkinlik, konumdan daha fazla önem kazanmaya başlar.
Pratikte ise dijital ekonomiye katkı sunmak ile ona istikrarlı ve tanınmış koşullarda katılmak birbirinden farklı iki şey. Platformlar ve arkalarındaki altyapı kimlik, konum, uygunluk, hesap erişimi, sözleşmeler, finansal hizmetler ve mevzuata uyum konusundaki kurallarla işliyor. Bu kurallar genellikle oldukça istikrarlı bir kurumsal kimlik ve kolay okunabilen bir hukuki durum varsayıyor. Yerinden edilmiş insanlar, ne kadar uzman olurlarsa olsunlar, çoğu zaman bu kalıba uymuyor. Ortaya bir çelişki çıkıyor. Bir kişi küresel bir dijital toplulukta mesleki olarak görünür olurken, bu görünürlüğü mümkün kılan sistemlerin içinde kurumsal olarak kırılgan bir konumda kalabiliyor.
Bu gerilim, Uğur Yetkin ile birlikte kısa süre önce Information Systems Journal‘da yayımladığımız çalışmanın merkezinde yer alıyor. İstanbul’daki sekiz yüksek nitelikli Suriyeli dijital girişimcinin yaşanmış deneyimlerine ve yerinden edilmeleriyle küresel dijital platformlara bağımlılıklarının nasıl çakıştığına baktık. Bu duruma platformlaşmış yerinden edilme (platformed displacement) adını veriyoruz.
Platformlar kimin katılacağını yönetiyor
Platformlarla ilgili yaygın anlatı, onların neyi mümkün kıldığına odaklanır. Küresel pazarlara erişim, dağıtık iş birliği ve yeni girişimler bunun örnekleri. Bunların hepsi gerçek. Anlatı, platformları ekonomik faaliyetin içinden aktığı tarafsız borular gibi gördüğünde eksik kalıyor.
Platform aynı zamanda bir yönetişim düzenlemesidir. Kimin hesap açabileceğine, hangi kimlik belgelerinin geçerli sayılacağına, kısıtlamaların nasıl uygulanacağına, itibarın nasıl oluşacağına ve otomatik bir denetim sistemi sizi işaretlediğinde ne olacağına o karar verir. Alttaki altyapı da kimlik doğrulama, teknik standartlar, ödeme sistemleri, risk puanlaması ve yargı alanına özgü kurallar aracılığıyla yeni koşullar ekler.
Bu denetimlerin pek çoğunun haklı gerekçeleri var. Dijital pazarlar güvenliğe, dolandırıcılığın önlenmesine ve mevzuata uyuma ihtiyaç duyar. Benim kaygım, standart kuralların sıra dışı ya da kırılgan koşullarla nasıl etkileştiği ve bu etkileşimin bazı insanlara diğerlerine kıyasla ne kadar ağır gelebileceği.
Uluslararası bir yazılım topluluğunda güçlü bağları olan, ama başka bir yerde belge şartlarını yerine getiremeyen yerinden edilmiş bir kurucuyu düşünün. Ya da küresel olarak dağıtık araçlarla çalışan ve bir hesap kısıtlamasının ya da uygunluk koşullarındaki bir değişikliğin tamamen durdurabileceği bir girişimi. Ya da görünür teknik çalışmalarıyla güvenilirlik kazanan, ama aynı dijital ortamın onu itiraz etmesi kolay olmayan kategorilere yerleştirdiği bir geliştiriciyi.
Bu örnekler kişisel bir zahmetin çok ötesine geçiyor. Katılımı mümkün, koşullu ya da geri alınabilir kılan kurumsal koşulları gözler önüne seriyor. Burada önemli olan ayrım, dijital bir fırsata ulaşmak ile o fırsatı taşıyan altyapı içinde güvenli bir yer edinmek arasında. Platformlar ilkini genişletirken ikincisi için pek bir şey yapmayabilir.
Dayanıklılık insanların yaptığı bir şey
Dayanıklılık genellikle kişisel bir özellik olarak, yani aksiliklerden toparlanma ve işler ters gittiğinde uyum sağlama gücü olarak ele alınır. Bu bakış bir şeyi doğru yakalıyor, ama insanların işlerini ayakta tutmak için gerçekte ne yaptığından dikkati uzaklaştırabiliyor.
Çalışmada konuya farklı bir yerden yaklaştık. Dayanıklılığı bir kişilik özelliği ya da bir toparlanma sonucu olarak ele almak yerine, insanların onu gündelik pratiklerle nasıl hayata geçirdiğine baktık. Kararlılık tablonun bir parçasıydı. Ama görüştüğümüz girişimciler çoğunlukla girişimlerini ayakta tutmak için teknolojileri, kurumsal ilişkileri ve mesleki kimliklerini sürekli yeniden düzenliyordu. Üç pratik öne çıktı ve bunlar birbiriyle epey iç içe geçiyordu.
1. Platformlaşmış doğaçlama
Bazı kurucular için iş, bir ofisten ya da sabit bir örgütsel yapıdan çok, sürekli değişen bir bulut hizmetleri, iş birliği araçları, geliştirme ortamları, mesleki ağlar ve çevrimiçi platformlar karışımı üzerinde dönüyordu. Bu karışım onlara esneklik ve hareket kabiliyeti sağladı. Aynı zamanda onları erişim koşulları değişebilecek hizmetlere bağladı. Alternatif iş akışları kurdular, yedekler tuttular, araç değiştirdiler ve girişimin işleyişini durmadan yeniden yapılandırdılar. Dışarıdan bakınca bu teknik beceriklilik gibi görünüyor ve öyle de. Aynı zamanda erişimin kalıcı olup olmayacağına dair belirsizliğe verilen bir yanıt. Dijital iş yerlerinin tekrar tekrar kurulması, sonra da işler halde tutulması gerekiyordu.
2. Kurumsal geçici çözümler
İkinci pratik, ulusal kurumlarla küresel dijital altyapı arasındaki boşlukları kapatmakla ilgiliydi. Kurucular belgeler, şirket tescili, sözleşmeler, bankacılık ve platform uygunluğu konusunda birbiriyle çelişen şartlarla karşılaştı. Bazıları yurt dışında şirket kurmayı araştırdı. Diğerleri güvendikleri aracılara yaslandı ya da birbirine uymayan sistemler arasında işin yürümesini sağlayan düzenlemeler kurdu.
Bu çözümler çoğu zaman dağınıktı. Üçüncü taraflara bağımlılık, resmi mülkiyetin belirsizliği ve kural değişikliklerine karşı süregiden açıklık gibi yeni kırılganlıklar yaratabiliyorlardı. Analiz açısından önemli olan, bir iş kurmanın iyi bir ürün ve bir pazardan fazlasını gerektirmesiydi. Kurucuların şirketlerini farklı sistemlerde tanınır ve işler kılmak için sürekli kurumsal emek harcamaları da gerekiyordu.
3. Dönüştürücü kimlik çalışması
Dijital topluluklar bu kopukluğu kısmen onarabilir. Kod depoları, portfolyolar ve uluslararası teknik ağlar, insanların kanıtlanabilir biçimde yapabildikleriyle tanınmasını sağlar. Girişimcilerden biri, evrakına bakmak yerine becerilerini tanıyan bir topluluk bulmanın verdiği rahatlamayı anlattı.
Bu, en kişisel olanıydı. Zorla yerinden edilme bir işten ya da bir adresten fazlasını koparabilir. İnsanın mesleki olarak ne olduğunu bilmesiyle başkalarının tanımaya razı olduğu şey arasındaki bağı da koparabilir. Çok deneyimli bir yazılım mühendisi, yıllarca biriktirdiği başarıların yeni bir kurumsal ortamda pek bir anlam taşımadığını görebilir.
Kimliğin yine de yönetilmesi gerekiyordu. Katılımcılar geçmişlerinin hangi kısımlarını göstereceklerini seçtiklerini, mesleki başarılarını öne çıkardıklarını ve zaman zaman yerinden edilme deneyimlerini girişimci kimliklerinin anlamlı bir parçası olarak sahiplendiklerini anlattı. Buna kişisel markalama demek, olup biteni ıskalamak olur. Bunlar, kurumsal olan her şey belirsizliğini korurken mesleki meşruiyete, onura ve aidiyete tutunmanın yollarıydı.
Üç pratik bir araya geldiğinde dayanıklılığı süregiden bir başarı olarak gösteriyor. İnsanlar onu teknolojiler, ilişkiler, örgütsel düzenlemeler ve tutarlı bir mesleki kimliği koruma çabası aracılığıyla üretiyor.
Dijital katılımın arkasındaki görünmeyen emek
Dijital girişimciliğin ne kadar esnek olduğunu kutlamak kolay. Küresel olarak dağıtık bir iş, geleneksel bir işletmeye göre daha hareketli, daha uyumlu ve yerel kısıtlara daha az bağlı görünüyor. Bu esneklik pek çok emeği gizleyebilir.
Çalışmamızdaki kurucular çoğu zaman kesintileri öngörmek, yedek düzenlemeleri sürdürmek, kurumsal belirsizliği yönetmek ve kendilerini farklı kitlelere ve sistemlere nasıl sunduklarını ayarlamak zorundaydı. Bunun çok azı girişimci performansının alışılmış anlatımlarında görünür. Müşteri teslim edilen ürünü görür. Platform tamamlanan görevi kaydeder. Mesleki topluluk bir portfolyo ya da teknik bir katkı görür. Çoğunlukla görünmez kalan şey, bu sonuçları istikrarsız bir erişimin üzerinde üretmek için harcanan emektir.
Bu, girişimci dayanıklılığı hakkında farklı bir soru sormamızı gerektiriyor. Bazı girişimcilerin zorluklara rağmen neden başarılı olduğunu sormak yerinde bir soru, ama içeri adım atabilmek için gereken ekstra örgütsel emeğe de bakmalı ve bunun bedelini kimin ödediğini sormalıyız.
Dijital aidiyetin paradoksu
Bulgularımız arasında aklımdan çıkmayan kısım aidiyetle ilgili. Mülteci entegrasyonuna dair tartışmalar genellikle ev sahibi ülkenin kurumları, toplulukları ve emek piyasalarıyla kurulan ilişkilere odaklanır. Dijital girişimcilik buna başka bir boyut ekliyor. Yerinden edilmiş bir profesyonel, uluslararası meslektaşlarıyla ve teknik topluluklarla güçlü bağlar kurarken yaşadığı ülkenin kurumlarıyla çok daha zayıf bir bağ içinde kalabilir.
Dijital alanlar ulusal sınırların ötesine uzanan anlamlı bir mesleki aidiyet sunabilir. Bu aidiyet koşullara bağlıdır. Teknik bir toplulukta tanınmak, kimseyi otomatik olarak herhangi bir şeye kurumsal açıdan uygun hale getirmez. Sınırlar ötesinde kurulan bir itibar, ulusal ve ulusötesi yönetişim sistemlerindeki kırılgan bir konumla yan yana var olabilir.
Asimetri çarpıcı. Küresel dijital topluluklar bir kişinin neye katkı sunabileceğini tanıyabilirken, katılımı yöneten altyapı o kişiyi hala nereden geldiğine, nerede yaşadığına ya da hangi belgelere sahip olduğuna göre sınıflandırıyor. Bu iki tanınma biçimi farklı yönleri gösterebiliyor. Yerinden edilmiş girişimciler için dijital ekonomi hem yenilenmiş bir mesleki failliğin alanı hem de yerinden edilmenin bir kez daha hissedildiği bir yer olabilir.
Kapsayıcılık neden beceri eğitiminden fazlasını gerektiriyor
Mülteci girişimcilere yönelik kamu ve özel programlar genellikle eğitim, dijital beceriler, mentorluk ve girişimcilik kapasitesine odaklanır. Bunlar, özellikle yeni yetkinlikler kazanması gereken insanlar için gerçekten faydalı olabilir. Engel uzmanlık eksikliği olmadığında ise yetersiz kalırlar.
Çalışmamızdaki girişimcilerin zaten ciddi bir teknik yetkinliği ve küresel ölçekte dijital iş deneyimi vardı. Zorlukları çoğunlukla bu yetkinlikleri ellerindeki kurumsal ve teknolojik düzenlemeler aracılığıyla kullanıp kullanamayacaklarıyla ilgiliydi. Bir eğitim programı uyumsuz kimlik şartlarını tek başına çözemez. Daha iyi kodlama becerileri dijital hizmetlere istikrarlı erişimi garanti etmez. Hiçbir hırs da her kurumsal engeli telafi edemez.
Dolayısıyla tanıdık soru, yani yerinden edilmiş insanları nasıl daha istihdam edilebilir ya da daha girişimci hale getirebiliriz? sorusu, bir eşe ihtiyaç duyuyor. Dijital ekonominin kurumlarını ve altyapısını, koşulları varsayılan kabullerin dışında kalan insanları kapsayabilecek hale nasıl getirebiliriz? Bir yaklaşım bireyi sisteme uydurmaya çalışır. Diğeri sistemin de değişmesi gerekip gerekmediğini sorar.
Dijital kapsayıcılığı bir altyapı sorumluluğu haline getirmek
Bulgularımız platform işletmecileri, politika yapıcılar ve girişimciliği destekleyen kuruluşlar için birkaç öncelik ortaya koyuyor.
Platformlar uygunluk kurallarının, otomatik denetimin ve kimlik doğrulamanın standart dışı belgelere ya da kırılgan bir hukuki statüye sahip insanları nasıl etkilediğine yakından bakmalı. Bir karar birinin geçimini sağlama imkanını ciddi biçimde etkiliyorsa, o kişi anlamlı bir açıklama alabilmeli ve kararın yeniden incelenmesini isteyebileceği bir yol bulabilmeli. Platform yönetişimi ve mevzuata uyum da erişilebilirlik ve kapsayıcılıkla aynı konuşmanın parçası olmalı. Meşru güvenlik önlemleri yerinde kalmalı. Hedef, kimlik ve statüdeki belgelenmiş farklılıkları güvenliği zayıflatmadan karşılayabilen prosedürler.
Ev sahibi ülkenin girişimcilik politikası şirket tescili, finansal erişim ve hukuki tanınmayla eşgüdüm içinde olmalı, çünkü dijital girişimler sınır ötesinde faaliyet gösterse de kurucuları hala ulusal kurumların içinde yaşıyor. Üniversiteler, kuluçka merkezleri, sivil toplum kuruluşları ve girişimcilik programları, beceri geliştirmeyi kurumlar arasında yol bulmaya ve meşru dijital altyapıya erişmeye yönelik destekle birleştirerek katkı sunabilir.
Katılım farklı yargı alanlarında çalışan birden fazla kuruluşa bağlı olduğunda hesap verebilirlik çok daha fazla ilgiyi hak ediyor. Otomatik bir kısıtlama birinin işini kestiğinde, kararı kim açıklayabilir? Yeniden inceleme için nereye başvurabilir? Kendi koşullarını nasıl anlatabilir? Bunlar yönetişim, güç ve ekonomik katılımla ilgili sorular ve meselenin tam merkezinde duruyorlar.
Dayanıklılığı kutlarken dikkatli olmalıyız
İncelediğimiz girişimciler büyük bir yaratıcılık ve kararlılık gösterdi. Dijital işlerini yeniden düzenleme, kurumsal engellerin etrafından dolaşma ve mesleki kimliklerini yeniden kurma biçimleri etkileyici. Ne var ki dayanıklılık, tüm bu çabayı zorunlu kılan koşulları görmezden gelmemize izin veren rahatlatıcı bir hikayeye de dönüşebilir.
İnsanlar sıradan bir ekonomik katılımı sürdürebilmek için sürekli doğaçlama yapmak zorunda kaldığında, doğaçlama yeteneği aynı anda iki şeydir. Hem bir başarıdır hem de kurumsal kırılganlığın bir işareti. Ayrıca herkesin sürdürebileceği uyum çabasının bir sınırı var. Geçici çözümler çöker, güvenilen ilişkiler aşınır, erişim kuralları değişir ve mesleki meşruiyeti sürekli korumanın duygusal bedeli birikir.
Araştırmamızın ne olduğu konusunda açık olmalıyım. 2021–2022 yıllarında yapılan görüşmelere ve bağlamı aydınlatan belge analizine dayanan, sekiz erkek Suriyeli kurucuyla yürütülmüş derinlemesine bir nitel çalışma. Bu dinamiklerin ne kadar yaygın olduğunu ölçmüyor, platformların belirli kararları neden aldığını ortaya koymuyor ve tüm mültecilerin dijital girişimciliği aynı şekilde deneyimlediğini iddia etmiyor. Gösterdiği şey, bu kurucuların yerinden edilme, kurumsal kısıtlar ve platform bağımlılığının kesiştiği noktayı nasıl deneyimleyip orada nasıl yol bulduklarıdır.
Yine de deneyimleri, dijital ekonominin gerçekten ne kadar açık olduğuna dair daha geniş bir soruyu gündeme getiriyor. Katılım, insanların ne yapabildiğinin yanı sıra karmaşık kurumsal sistemlerin onların kim olduğunu tanıyıp karşılayabilmesine de bağlıysa, bu ekonomi ne kadar kapsayıcı?
Kahramanlığa dayanan kapsayıcılık
Dijital teknoloji, yerinden edilmiş profesyonellere geçimlerini yeniden kurmak, uluslararası topluluklarla yeniden bağ kurmak ve girişim başlatmak için gerçek fırsatlar yarattı. Bu fırsatlar ciddiye alınmayı hak ediyor, onlara ulaşmanın zorlukları da öyle. Engelleri aşan bireyi kutlamak işin kolay kısmı. Zor olan, engellerin kendisine dikkatle bakmak.
Kapsayıcı bir dijital ekonomi mesleki katılımı daha güvenli, kurallarını daha anlaşılır ve yönetişimini, hayatları standart kurumsal yolları izlemeyen insanlara karşı daha duyarlı hale getirirdi.
Benim kullanacağım ölçüt bu. Bir platforma bağlanmak başlangıç noktası. Kapsayıcılık, insanların ait olduklarını sürekli kanıtlamak zorunda kalmadan katılabilmesi, tanınabilmesi ve kalıcı bir mesleki gelecek kurabilmesi demek.
* Bu yazı Uğur Yetkin ile birlikte yürüttüğümüz araştırmaya dayanıyor. Tunçalp, D., & Yetkin, U. (2026). “Resilience Practices Under Platformed Displacement: A Phenomenology of Refugee Digital Entrepreneurs.” Information Systems Journal, Special Issue on Refugees and Migration Issues. Makalenin tamamı için https://doi.org/10.1111/isj.70066
No responses yet