MacroScope

Son zamanlarda LinkedIn yazılarımı artırdım. Çoğunlukla yazdığımız makaleler akademik olmayan çevrelerde yayılmıyor. Ben de burayı, araştırdığım, kafa yorduğum konularda bir etki fırsatı olarak görüp, günlük meseleleri de vesile olarak kullanarak köşe yazısı tadında yazılar yazmaya çalışıyorum.

Başta “çok uzun yazıyorsun” diyen arkadaşlar oldu. Onlara da söylediğim gibi, burada çok okunsun, popüler olsun diye sabun köpüğü gibi kaybolan yazılar yazmaya çalışmıyorum. Varsın az kişi okusun, varsın okuması zor olsun. Ama okuyanda bir tortu kalsın. Zaten bizim insanımız köşe yazısı sever. Ben de ton olarak köşe yazısına benzer bir tarz tutturmaya çalışıyorum. Kısa cümlelerle, kolay okunur ama derinlikli metinler oluşturmaya çalışıyorum.

Peki bunları yazarken AI kullanıyor muyum? Elbette evet. Ama yazıları AI yazmıyor. Ben yazıyorum. Çünkü yazının içerisindeki düşüncenin çatılmasını AI sistemine devretmiyorum. Buradaki yazma fiilinde GenAI’yi benim yerime düşünen ya da benim yerime yazan bir sistem olarak değil, daha çok, felsefe literatüründe dendiği gibi “Heideggerian” bir araç olarak kullanmaya çalışıyorum. Yani dikkati aracın kendisine değil, kurmaya çalıştığım düşünceye, argümana ve mesaja yönelten bir araç olarak.

Kısacası, LinkedIn’de ve blogumda paylaştığım bu metinlerde yazarlığı makineye bırakmıyorum. Metni ben kuruyorum, ben seçiyorum, ben düzeltiyorum, ben siliyorum ve son kararı ben veriyorum. Bu açıdan bakınca, Actor-Network Theory’nin hatırlattığı gibi, yazma eylemi zaten tekil ve izole bir bireysel faaliyet olarak değil; yazar, araç, arayüz, platform, dil kalıpları ve hedef kitlenin birlikte yer aldığı bir ağ içinde çalışıyor.

Ama bu yazma hali, failin/yazarın, yani benim ortadan kalktığım anlamına gelmiyor. Tersine, aktörlük (agency) dağıtılsa da eşit dağılmıyor. Araç sürece dahil oluyor, alternatifler açıyor, bazen hızlandırıyor, bazen netleştiriyor. Ama niyet, yargı, kavramsal çerçeve ve editoryal sorumluluk bende kalıyor.

Bu yüzden benim için asıl soru, öğrencilerimin ödevlerini okurken de, “AI kullanıldı mı?” sorusu değil. Asıl soru, “Düşünce kimde, yargı kimde, imza gerçekte kime ait? Yazarlığı devreden kullanım ile yazmayı derinleştiren kullanım arasındaki farkı daha dikkatli tartışmaya değer buluyorum.

Derslerimde AI kullanımını özendirirken de aynı prensibi takip ediyorum. Sorun AI’ın varlığı değil. Sorun, düşünme ve yazma işinin başka bir özneye devredilmesi ve bunun normal, sıradan, sorgulanmayan bir şeye dönüşmesi.

Aslında bu gibi araçları herkes kullanıyor ama bu kişilerin bir kısmı meramını gerçekten anlatabiliyor ve hatta onların da bir kısmının aslında anlatmak istediği bir derdi var. Ben de onlardan olmaya çalışıyorum. Çekicini iyi kullanan bir kaporta ustası gibi.

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir