Generative AI ve insansı robotlar etrafında biriken heyecan, çoğu zaman meseleyi teknik kapasiteye indirgeme eğiliminde. “Yapay zekâ daha şunları yapabilir, henüz sadece bunları yapmak için kullanılıyor. Aradaki bu boşluk er geç dolacak” demeler masum ve nötr bir bakışı temsil etmiyor.

Bugün karşı karşıya olduğumuz dönüşüm yalnızca daha gelişmiş teknolojilerin ortaya çıkışıyla ilgili değil. Daha derinde olan şey, üretimin toplumsal organizasyonunun yeniden kurulması. Bu nedenle söz konusu teknik kapasitenin kim için, kimin işini dönüştürerek devreye gireceğini tartışmalıyız.

Generative AI, ilk bakışta yazı yazan, özet çıkaran, kod üreten, görsel hazırlayan bir üretkenlik aracı gibi görünüyor. Daha yakından bakıldığında, asıl işlevi, bilişsel emeği standartlaştırılmış, ölçülebilir ve kısmen ikame edilebilir bir formata çevirmek. İnsansı robotlar da benzer biçimde yalnızca insan gibi hareket eden makineler değil. Onlar da, insan bedeni için tasarlanmış fiziksel çevrelerde emeğin teknik olarak yeniden düzenlenmesinin bir sonraki aşamasını temsil ediyor.

Başka bir ifadeyle, Sanayi Devrimi kas gücünü, Dijital Devrim dikkati ve veriyi dönüştürdü; yükselen yapay zekâ/robotik dönüşümü de bilişsel/bedensel üretimi doğrudan sermayenin birikim ve kâr hedeflerine daha derinden bağlıyor.

Bu çerçevede söz konusu dönüşümü “otomasyon” kavramıyla açıklamak yeterli değil. Buna artık sanal sermaye diyebiliriz. Sanal sermaye, üretimin yalnızca makinelerle hızlandırılması değil, aynı zamanda toplumsal bilgi, dil, deneyim, karar kalıpları ve pratik sezgilerin veri biçiminde emilmesi, modellenmesi ve daha sonra lisanslı altyapılar, platformlar, abonelik sistemleri ve robotik servisler olarak ticarete konu olmasını içeriyor.

Böylece toplumsal olarak üretilmiş bilgi, kamusal bir kapasite olmaktan çıkıyor ve özel mülkiyetin kontrol ettiği teknik arayüzler üzerinden erişilen bir varlığa dönüşüyor.

Bunun sonucunda, müşteri hizmetlerinden lojistiğe, raporlamadan bakım emeğine, sağlık destek süreçlerinden perakende ve depolamaya kadar çok farklı alanlar arasındaki sınırlar belirsizleşmesini bekleyebiliriz. Bu, emeğin bütünüyle ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Bir kesim makine sistemlerini denetleyen, düzeltici müdahalelerde bulunan ve istisnai durumları yöneten rollere kayarken, daha geniş bir kesim emek piyasasında daha güvencesiz, daha parçalı ve daha düşük pazarlık gücüne sahip pozisyonlara itilecek.

Toplumsal baskı ve mücadele ile aynı teknolojiler, daha kısa çalışma süreleri, daha güçlü kamusal dijital altyapılar, daha yaygın sosyal koruma ve üretkenlik artışının daha adil dağıtımı yönünde kurumsallaştırılabilirse, özgürleştirici bir potansiyel de taşıyabilir.

Generative AI ve insansı robotların yaygınlaşmasının toplumsal sonuçları tartışmanın merkezine yerleşmeli. Teknolojinin nasıl bir toplumsal hayat kurduğunu anlayıp insanlığın herkes için daha iyi bir geleceğe yönelmesi için çalışmak gerek.

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir