Yapay zekâ ve robotik otomasyon dünyayla rekabet baskısı altında hızla yaygınlaşırken, Türkiye, istihdamın ve çalışan refahının erimesini nasıl önleyecek? Devletin iki hedefi aynı anda tutturması gerekiyor. Küresel rekabette verimlilik açığını bu teknolojilerle kapatmak ve verimlilik artışının istihdam şokuna dönüşmesini önlemek.
Bu kısmen çelişen iki hedefin birlikte gerçekleşmesi kolay değil. Kazançlar ağırlıkla sermayede birikirse, istihdam geliri zayıflar, talep daralır. Ekonomik büyüme bu kaybı kapatamaz, bilakis verimlilik artışı büyümeyi boğabilir. Böyle bir felaket senaryosu teknolojiden çok geçişin yanlış yürümesinden çıkabilir.
Ocak 2026 itibarıyla mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik yüzde 8,1, istihdam 31,95 milyon, işgücüne katılım yüzde 52,1. Genç işsizliği yüzde 14,3, kadınların işgücüne katılımı yüzde 34,7. Atıl işgücü oranı yüzde 29,9, kayıt dışı istihdam yüzde 26,1 civarında ve büyük kısmı tarımda. Hizmetlerin istihdam payı yaklaşık yüzde 55. Bu tablo, geçiş yaşanmadan da istihdamda ciddi risklerin var olduğunu gösteriyor.
Böyle bir geçişte ilk hamle istihdamı yeniden tasarlamak olmalı. Yapay zekayı şirketlerde karar hazırlayıcı konuma yerleştiren ve karar verici rolünden uzak tutan bir yönetişim anlayışı hem yüksek maliyetli hata riskini düşürür hem de insanı sistemden tamamen çıkarma baskısını azaltır. Bunun için kritik sektörlerde düzenlemeler ve denetim yöntemleri geliştirilmeli.
İkinci hamle, iş kaybını zamana yayacak araçları devreye almak olmalı. Kısa çalışma benzeri work-sharing mekanizmaları, ücret sigortaları ve sektörel geçiş hibeleri bu yüzden kritik. Süreç boyunca işgücünün yapay zekâ okuryazarlığını desteklemek de gerek. Bu araçlar firmaların ve çalışanların uyum sürecini kolaylaştırmaya yönelik tasarlanmalı.
Üçüncü hamle, talep tabanını korumak olmalı. Verimlilik kazancı büyürken gelir tabanı daralırsa rekabet gücü de sürdürülemez. Beyaz eşya gibi ihracatçı sektörler bile iç talebin zayıflamasından etkilenir, çünkü küçülen talep KOBİ’leri ve tedarik zincirini vurur. Vergi karmasının ücretliden ranta doğru dengelenmesi, dijital rantların daha iyi vergilendirilmesi, tabana hedefli nakit destek veya evrensel temel hizmetler gibi araçlarla büyümeyi mümkün kılan talep altyapısı sağlanmalı. Bakım, sağlık, temel eğitim ve ulaşım bu çerçevede düşünülmeli. Bu, Türkiye’nin rantsever ekonomik modelinde kökten bir değişiklik demek.
Dördüncü hamle verimlilik artışını daha geniş tabana yaymak olmalı. Çalışma saatlerinin kademeli düşmesi, dört gün veya haftalık 30-32 saat tartışmaları piyasanın kendiliğinden yapacağı bir dönüşüm değil. Ancak devletin belirleyeceği asgari standartlar ve teşviklerle mümkün olabilir. Doğru tasarlanırsa, verimlilik kazancının bölüşümü iyileştirilebilir, toplumsal maliyet yönetilebilir.
Bu geçişin denge gözetilmeden yaşanacağı ülkelerde, Sanayi Devrimi’nin başında görülen ve romanlara konu olan yaygın yoksulluk ve toplumsal gerilimi daha sert biçimde tekrar yaşamak oldukça muhtemel.
No responses yet