Avrupa’da peş peşe gelen üç adım aynı yöne işaret ediyor: “stratejik otonomi” artık bir slogan değil, teknolojinin ve ticaretin yeni kuralları haline geliyor:

(1) Fransa’nın kamuda Zoom ve Microsoft Teams gibi Avrupa-dışı araçlardan çıkıp Fransız/Avrupa çözümlerine yönelmesi, veri güvenliği kadar tedarik bağımlılığını azaltma iradesini gösteriyor. (2) Aynı dönemde AB, özellikle otomotivde “Made in EU” yaklaşımını teşvikler ve kamu alımları üzerinden güçlendirmeye hazırlanıyor. (3) Üstüne bir de AB–Hindistan serbest ticaret anlaşmasıyla Avrupa pazarına erişim dinamikleri yeniden şekilleniyor.

Türkiye, Avrupa’nın yeni korumacı-yeşil-sanayi politikası rejiminde nerede konumlanacak. Sertleşen rekabette nasıl davranacak?

Öncelikle dijital egemenlik dalgasını ciddiye almalıyız. Türkiye zaten son yıllarda “yerli/milli” söylemi ile bu konuya eğilmeye başlamıştı. Kamu ve kritik altyapılarda “bulut + iletişim + kimlik” yığını için asgari yerli/Avrupa uyumlu standartlar belirlenmeli; yerli barındırma, bağımsız güvenlik denetimi ve tedarikçi çeşitlendirme şartları kamu ihalelerine yerleştirilmeli.

Bu uygulamada hedef yabancıyı doğrudan “yasaklamak” değil; yerli ekosistemi ölçek, güven ve kullanılabilirlik üzerinden rekabetçi kılmak olmalı. Zira yasaklama yaklaşımı yerliyi de koruma duvarlarının arkasında sahte ve geçici bir uyuşukluğa yöneltir. Devlet referans müşteri olup talep yaratırken, KOBİ’ler için geçiş maliyetini düşüren ortak hizmet katmanları, satın alma konsolidasyonu ve açık standartlar da devreye girmeli.

Görünen o ki, “Made in EU” otomotivde bir etiket değil, fiili uygunluk kriteri oluyor. AB teşvikleri, filo alımları, batarya ve şarj altyapısı gibi alanlarda yerel içerik şartları sıkılaşırsa Türkiye’de üretilen araç ve parçalar pazara girse bile avantaj kaybedebilir. Otomotiv stratejisi kritik bileşenlerde (batarya, güç elektroniği, yazılım, sensör, ileri malzeme) yerli kapasiteyi hızlandırmak ve AB kriter setini daha tasarım aşamasında yakalayan bir “uygunluk mühendisliği” rejimi kurmaya yönelmeli. Ürün pasaportu, izlenebilirlik, karbon muhasebesi ve tedarik zinciri şeffaflığı, ihracatın yeni rekabet parametreleri haline geliyor.

AB–Hindistan anlaşması Gümrük Birliği’nin asimetri sorununu büyütebilir. AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalar, Türkiye aynı ülkeyle anlaşma yapmadıkça iç pazarda rekabet baskısı yaratır. AB’de serbest dolaşıma giren sanayi ürünleri Türkiye pazarına da daha kolay gelebilir. Çözüm için Hindistan’la kendi ticaret anlaşmamızı yapmak, Gümrük Birliği modernizasyonunda “eşzamanlılık ve danışma” mekanizmasını güvenceye almak, risk altındaki sektörlerde hızlı gözetim, menşe denetimi ve etkili ticaret savunma kapasitesini kurumsallaştırmak gerekiyor.

Türkiye’nin yeni dönemde Avrupa’nın güvenilir üretim ve teknoloji ortağı olması için dijitalde egemenlik, sanayide içerik ve ticarette asimetri tek bir rekabet mimarisi içinde yönetilmeli.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir