Hindistan ile AB’nin serbest ticaret anlaşması bizi uzun zamandır ertelenen kararlara doğru yöneltiyor. Türkiye’nin küresel rekabeti alışılageldiği gibi işgücü maliyetini baskılayıp sürekli devalüasyon ile daha ucuza üretim mücadelesine indirgenemez.
Zira, Çin ve Hindistan’la ölçek ekonomisinin belirlediği, birim maliyet ve birim fiyat üzerinden yürüyen sektörlerde başa baş yarışmak imkansız. Kur dalgalarıyla, kısa vadeli kampanyalarla ya da dönemsel teşviklerle geçici nefes alınabilse de, rekabet gücü üretilemeyecektir. Esasen ülke olarak üretim yapısını ve ihracat mantığını yeniden kurmak gibi bir ihtiyaç ile karşı karşıyayız.
Bu yeniden kurulumun ilk ayağı verimlilik ve güvenilirlik. Mesele daha fazla veya daha ucuz üretmek değil; aynı kaliteyi istikrarlı biçimde, daha düşük hata ve fireyle, daha düşük enerji yoğunluğuyla, daha öngörülebilir terminlerle üretebilmek. Bugünün dünyasında endüstriyel müşterinin kararını belirleyen çoğu zaman teslim gecikmesinin maliyeti, kalite riskinin yaratacağı iade ve itibar kaybı, regülasyon uyumsuzluğunun doğurduğu cezalar ve tedarikçinin değişen talebe ne kadar hızlı uyum sağlayabildiği. Bu konulara kafa yorulursa iyi bir endüstriyel yönetim ile Türkiye’nin avantajı da tam burada büyüyebilir: hız, esneklik ve güvenilirlik.
İkinci ayak farklılaşma, tasarım ve markalaşma. Markalaşma yalnızca reklam vermek değil, ürün mimarisi, kullanım deneyimi, kalite standardı, servis ağı ve fiyatlama disiplininin birleşimi. Birçok alanda Türkiye hâlâ başkalarının markasına OEM/ODM üretim yaparak pazarlık gücünü sınırlıyor. Oysa sürdürülebilir kârlılık, niş pazarlarda kendi ürün dilini kurmaktan, çözüm paketi sunmaktan ve doğrudan müşteri erişimini güçlendirmekten geçiyor. Ürünle birlikte servis, bakım, yedek parça, yazılım ve izlenebilirlik gibi katma değer katmanları eklendikçe fiyat primi mümkün oluyor. Elbette bu da çok uzun bir yolculuk.
Üçüncü ayak ise girişimcilik ve inovasyonun doğru yere konumlandırılması olabilir. Girişimler tek başına bütün ekonomiyi taşıyacak noktadan uzak Ama yenilik ekonomisi ihracatçı sektörlerin dönüşümünde hızlandıran bir rol oynayabilir. Yenilik, yalnızca yeni bir ürün icat etmek değil; fabrika içinde planlamayı, kalite kontrolünü, enerji verimliliğini, bakım süreçlerini ve tedarik senkronizasyonunu iyileştiren çözümler üretmektir. Girişim ekosistemimizin odağı gösterişli demolar değil ölçülebilir sonuçlar üretmek olmalı.
Derdimizi kısa dönemli pansuman çözecek gibi değil. Üretkenlik, farklılaşma ve kanal gücü içeren sektörel programlar geliştirilmeli ve uygulanmalı. Daha çok tonaj değil, daha yüksek değer; daha ucuz fiyat değil, daha güvenilir tedarik; daha çok destek değil, daha çok yetkinlik. Ülke olarak rekabet oyun planını değiştirmek gerekiyor.
No responses yet