21 Ocak 2026’da The Nation, Sudi Arabistan’ın meşhur kentleşme fantezisi Neom’un omurgası The Line’ın “öldüğünü” iddia eden sert bir dosya yayımladı. Takiben, birkaç gün sonra Financial Times, Neom genelinde “radikal yeniden tasarım ve küçülme”yi doğrulayan bir başka haber yayınladı. Line projesinin geleceği çizgi formunun ürettiği “gereksiz maliyet” nedeniyle bence baştan belliydi.

Şehirler doğal olarak üç boyutlu çalışan yedekli ağ yapılara sahiptir. Onu iki boyutlu bir koridora indirgerseniz sonra da o koridorun tıkanmaması için aşırı kapasite, katmanlı lojistik, pahalı yedeklilik ve sürekli işletim altyapısını kurmanız gerekir. Bir şehrin normalde sokak ağlarıyla bedavaya sağladığı alternatif güzergâhlar, burada mühendislikle üretilmiş ikinci/üçüncü sistemlere dönüşmek zorunda kalır.

Üstelik hayata geçirmek için yapmanız gereken fazlama da giderek daha pahalı bir hale gelir. Kuracağım yapı baştan şehir gibi çalışsın diye daha nüfus oluşmadan omurgayı, istasyonları ve servis altyapısını erkenden kurmak gerekir Bu da batık yatırım riskini artırır. Sonuçta proje şehir kurmak yerine, tek boyutlu bir yapıyı çok boyutlu bir şehir gibi çalıştırma çabasının finansmanına döner.

Şehir, bir veya birkaç kişinin çizdiği bir eser olmaktan çok, yüzyılların tortusuyla oluşan bir sosyal yapıdır. Gündelik hayat ritimleri, kurumları, ekonomik ağlar, kültürel alışkanlıklar, göç ve sınıf coğrafyası ile karmaşık sosyal bir düzendir. Sosyal yapılar tasarımcıların fantezilerine ve keyfî bir form dayatmasına da kolayca boyun eğmez. Bir toplum, bir kent veya doğa ile kurulan ilişkiyi, yukarıdan aşağı tam kontrol edilebilir bir plan gibi görmek uzun vadede yüksek maliyet ve başarısızlık olarak geri dönmeye mahkum.

Bir sosyal yapıyı varetmek veya marka bir şehir yaratmak, benzersiz bir geometri icat etmekten çok, şehir denen tarihsel formun mantığıyla uyumlu kurumlar ve yaşam düzeni gerektiriyor. Çok merkezlilik, yedeklilik, kademeli büyüme, hesap verebilir yönetişim. Tasarım bunları desteklediği ölçüde işe yararken, onların yerine geçmeye çalıştığı ölçüde şişkin maliyet ve kırılganlık üretiyor.

Kuruttuğunu sandığın göl yükseliyor, kapattığın dere taşıyor, üstüne yaptığın yapıyı basıyor. Yüzyılın dalgası geliyor deniz kıyısında dolguya yaptığın yolu yıkıyor. Fayı dikkate almadan büyüttüğün şehir, Ege’deki çoğu toprak altındaki antik kentlerin arasına katılmaya aday oluyor. Suudi Arabistan’daki bu ekstrem projeyi konuşurken kendi şehirlerimiz, kendi projelerimiz, kendi yönetişimimiz için dersler çıkarabiliriz.

Categories:

Tags:

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir